Londra’yı Gezerken...
Semra Hanım’ın organize ettiği panele Dr. Ali Yıldırım, Diyar Budak, Kadim Lâçin ve ben konuşmacı olarak katıldık. Ülkemizin ve halkımızın yaşadığı bu acılı ve fırtınalı günlerde konjonktürel açıdan son siyasal gelişmeler ve Ortadoğu sorunsallıkların tartışıldığı panel benim açımdan son derece ufuk açıcı oldu.
Aydın Dere
19.12.2017 | 23:10
Makaleyi Paylaş

Londra’yı anlatmak kolay değil fakat Londra’da yaşanması kolay. Çünkü yüzyıllardan beri her neslin katkılarıyla gittikçe güzelleşen, güzellikçe zenginleşen, zenginleştikçe anlatılması zorlaşan dev bir başkentten sözediyoruz. Eski ve modern mimarisi, nesilden nesile geliştirilen kültürü, hoşgörü düzeyi, çevreye, tarihe ve insana saygı, devlet sistemi, hukuk düzeni, köprüleri, metro ve bahçeleriyle anlatmak hiç de kolay değil. Kentleri insanlara benzetecek olursam hani kimi kentler kasvetlidir, huysuz bir ihtiyara benzer, kimi kentler dırdır bir kadına, Londrayı’da yaşama kültürü olan güzel bir dilbere benzetirim. Evet, Londra yağışlıdır fakat yaşam sevincinizi artıracak, içinizi ısıtacak bir uygarlık merkezidir aynı zamanda. 1777'de Samuel Johnson ile James Boswell arasında geçen o meşhur konuşmada Johnson'un sarfettiği cümle aslında her şeyi anlatıyor:  "Londra'dan bıkmak hayattan bıkmaktır, Zira Londra'da hayatın sunabildiği her şey mevcuttur."

10 Aralık İnsan Hakları Günü’nde Londra Tottenham Kitabevinde bir panele konuşmacı olarak davet edildim. Havalanına inerken sağ olsun Hakan beni arabasıyla karşıladı. Sohpet ederek Diyar Budak’ın evine gittik. Diyar ve kızı Lorin beni karşıladılar. Yemekten sonra müzik eğitimi alan Lorin babasının isteği üzerine iki Kürtçe ezgi söyledi. Lorin’in özgüveni beni mutlu ederken ve ezgilerin dokunaklı oluşu beni fazlasıyla duygulandırdı.  Sürgünde doğmuş 14 yaşındaki bir çocuğun kendi anadilinde şarkılar söylemesi önemsenmelidir.

Ertesi gün Diyar, ben ve Dr. Ali Yıldırım ile Semra Eten'in evine kahvaltıya davet edildik. Sürgünde güzel bir sofra ve tatlı bir muhabbet...  Akşamı ettik, oradan da panele gidecektik nasılsa.

Semra Hanım’ın organize ettiği panele Dr. Ali Yıldırım, Diyar Budak, Kadim Lâçin ve ben konuşmacı olarak katıldık. Ülkemizin ve halkımızın yaşadığı bu acılı ve fırtınalı günlerde konjonktürel açıdan son siyasal gelişmeler ve Ortadoğu sorunsallıkların tartışıldığı panel benim açımdan son derece ufuk açıcı oldu. Ayrıca itiraf etmeliyim ki katılımcıların soru ve yorum düzeylerinin gelişkin olması beni çok umutlandırdı.

‘Panel sonrası vedalaşıp Londra’yı gezmeliyim,’ diye düşünüyordum. Öyle de yaptım. Hava soğuk fakat gezdiğim yerler bana yabancı değildi. Daha önceki yıllarda dünyanın en önemli iş, sanat ve finans merkezlerinden biri olan bu şehri beş gün boyunca gezmiştim. En önemli bulvarlarını, sokaklarını, müzelerini ve tarihi mekânlarını büyük bir merak içinde gözlemleyerek, geçmişini ve günümüz Londra’sını anlamaya ve anlamlandırmaya çalışmıştım.  Hangi uygarlıklar sürecinden geçti, neler yaşadı ve konuklarına neler sunuyordu acaba? Yaklaşık 10 milyonluk nüfusuyla Batı Avrupa’nın en kalabalık kentidir. Avrupa'da en fazla beyaz ırkın dışında insanın yaşadığı şehirdir ayrıca Londra. 300'den fazla farklı dil konuşulması bakımından da muhteşem bir kozmopolit özelliğe sahip. Uluslararası turizmin kesişme noktası ve beş uluslararası havalimana sahip şehir devasa Thames Nehri üzerinde kurulmuş. İngiltere'nin güneyinden doğan bu çok önemli nehir Londra'nın içinden ağır aksak geçerek Kuzey Denizi’ne dökülür. Gece soğuğuna aldırmadan vurdum kendimi bulvarlara. Yılbaşıdan ötürü sokaklar, caddeler ışıklarla süslenmiş, her yer pırıl pırıl, her renkten ve her dilden konuşan insana rastlarsınız. Refah düzeyi yüksek ve insanların yüzü gülüyor. Sömürge zamanlarında “Üzerinde güneş batmayan İmparatorluk” deyimi topraklarının genişliğindendir. Dünya imparatorluğunu kuzenleri Amerika’ya kaptırıp bir adaya sıkıştıysalar da çoğulcu sistemiyle demokratik bir hukuk devletidir. Kenti gezerken düzeninden boşuna “İngiliz medeniyeti” denilmediğini anlarsınız. Öyle ya muazzam kentleri ve sosyal düzenleri bilinçli ve uygar toplumlar kurar. Mimarisi sağlam ve estetik bir uyum içindedir. Tarihi mekânlar daha çok nehrin kıyılarında yer alır. Büyük taşlardan yapılmış bu binaların altındaki toprak insanda eziliyor hissi uyandırıyor. Her mimari eser kendi çağını temsil ediyor. Fakat aklımda paramparça yurdum vardı. Bir kafede oturup akıllı aletimden gelişmelere bakıyorum. Acılarda değişen bir şey yok yurdumda. Haftada yaklaşık bir milyon okuru olan sayfamda yüzlerce mesaj cevapsız duruyor. Açmaya cesaret edemiyorum. Sorular, sorular ve sorular. “Ne olacak halimiz, bu konuda ne düşünüyor sunuz?” benzeri sorular uzayıp gidiyor. Hangi birisine cevap vereyim. İçlerinden Şırnak’tan gelen bir mesaj ilişti gözüme.  “Hocam bu mesajımızı yayınlar mısın, bu kış ortası Şırnak’ta çadırdayız, belki bize yardım edecek bir kardeş aile bulunur,” diyor. Daraldım birden. Kendimi dışarı atarak nehir boyu Kraliyet Sarayı’na kadar yürüdüm; gökte yıldızlar, kent ışıl ışıl, suda yakamozlar dans ediyordu.

Londra kosmopolit bir kent olduğundan ötürü her ulusun mutfağından restoranlar var. Statükocu hatta şövenist damak tadımdan dolayı Ortadoğu yemeklerini tercih ederim, fakat hani zekâ düzeyimizden şüpheli olduğum için omega üçümü yükselmek, sanatsal projelerimi gerçekleştirmek ve yaşlanınca bunak olmamak için balık yemeyi de ihmal etmem. Tabii ki balığı da en iyi İngilizler yapar, özellikle somon balığını.

Londra, Neolitik Çağlarda yaklaşık M.Ö.1500'lerden kalma izler bulunmasına karşın Londra’nın 2 bin yıl önce Romalılar tarafından kurulduğu kabul edilmektedir.

Turizm bakımından ise tarihi eserler büyük müzelerde sergilenmektedir. Biritish Müze’ye yarım günümü verdim fakat çok az bir kısmını görebildim. Ortadoğu, Sümerler ve Medler bölümü muhteşemdi ve moleküllerimden bir şeyler buldum oracıkta. Madam Tisso Müzesi ise postmodern bir müze olarak konuklarına dünyanın meşhur insanlarının benzerini sunuyor. Atatürk’ü bir garsona benzetmeleri bir zamanlar Türkiye’nin tepkisini çekmişti. Kim ne derse desin, İngilizlerin kendilerine göre modern uygarlıkta bir öncülükleri var.  Özellikle Ortadoğulular İngilizlerden nefret ediyor. Nefretlerinin kaynağında sömürgecilik mi, dinden kaynaklanan bir önyargı mı, tarihsel nedensellikler mi var, bilemiyorum. Diyelim ki nedenler bunlar. Osmanlılar, Araplar ve Pesler de sömürgecilik ve yayılmacılık yaptılar. Üstüne üstlük yıkım ve talana dayalıydı ve sömürgeleştirdikleri yerlere de pek bir şey vermediler acılardan başka. Demek sorun burda değilmiş. Batı Uygarlığı şimdi Ortadoğu gericiliğine ayna tutuyor, geliştirdikleri bilim ve demokrasi onları rahatsız ediyor. İngilizler bin yıl önceden dünyaya yayılmaya başlamıştır, fakat bir gerçek var ki gittikleri her yere çok şey de götürmüşler. En son terk ettikleri Hong Kong dünyanın en modern finas kentlerinden biridir. Peki, Türkler ve Arapların işgal ettiği yerler talan yerine benzemiyor mu?  Dünyanın her tarafından Londra’ya ziyaretçilerin gelmesinin kaynağında da köklü bir tarihe ve kültüre bir ilgi vardır. Shakespearelerin, Arthur Millerlarin, Oscar Wildelarin mensubu bulunduğu edebiyat dünyanın hemen her universitede okutulur. İngiliz edebiyatı denilen bir ekol vardır. 16.yy’da yaşamış ve önemli drama eserleri vermiş İngiliz oyun yazarı William Shakespeare’yi anmadan geçemeyiz. Yazar ve felsefecilerinden dünyaca kabul gören Roger Bacon, Walter Charleton, Francis Bacon, George Berkeley, Thomas More, Isaac Newton, Ockhamlı William’ın verdiği eserler İngiliz medeniyetinin düşünce ve edebiyat boyutunu göstermektedir.

Devlet Olgusunu Adeta Kutsayan Felsefeciler

Françis Bacon'ın her şeyden önce, duyulara, gözleme, deneye ve tabiat olaylarının ve kanunlarının bilinip tanınması ve devlet olgusunun çok daha hukuka dayanması ve güçlenmesine önem vermesiyle bilinir. Bu özellik daha sonraki İngiliz felsefesinde kökleşmiştir. Bundan ötürü, Avrupa kıtasında felsefe, rasyonalist yönde gelişirken, İngiltere adasında bir parelellik arz etmesinin yanısıra ampirik ve şüpheci bir renge de dönüşüyor. Thomas Hobbes (1588-1679), tanrı ve ruh gibi metafizik konulardan çok, tabiat olaylarını ele alan bir felsefe geliştirmiştir. Hobbes'a göre, insan için önemli olan şey tabiat olaylarının önceden bilinmesidir. Bunun için gözlem ve deney yapmalı, tabiat olayları matematiğin yardımıyla ortaya konulmasını savunur. Hobbes'un toplum ve devlet teorisi büyük etki göstermiştir. Bir tabiat yaratığı olan insanın, her şeyden önce kendisini düşündüğünü, kendi varlığını korumaya çalıştığını söyleyen filozof, insanlar arasında sürekli ve karşılıklı bir savaş bulunduğunu ve başlangıçta var olan bu ilkel ve «tabiî» durumun, daha sonra yine insanlar arasında bir sözleşmeye yani devletin yaratılmasına yol açtığını söyler. Böylece, insanlar kendi tek tek iradelerinin yerine, hep birlikte başeğecekleri bir iradeyi (devleti) koyarlar. Hobbes, bu düşüncelerden hareket ederek «mutlakiyetçi yönetimi» savunur. Ahlâk bakımından da, devlete yararlı olanın «iyi», zararlı olanın da «kötü» olduğunu söylerken devletin mutlak hukuka dayanması gerektiğini savunur. Londra ve İngiltere’den söz ederken Darvin’den söz edilmeden olur mu? Charles Darwin bilim hayatında araştırmalayla dünyada bir çığır açtı. 1835 yılında Galapagos adaları’nın jeoloji, hayvan ve bitkiler üzerine yoğun araştırması sonrası türlerin biribiri ile uyuşmadığını ve hepsinin farklı olduğunu öğrendi. Daha sonra evrim hakkında farklı fikirler üretti. Darvin o dönem evrim hakkındaki fikirlerinden ötürü başı çok belaya girdi. Çünkü Ortaçağ teolojisinde bu tür fikirlere yer yoktu. İncilde olmayan gerçekler kiliseyi korkutuyordu. Bu diğer dinler için de geşerliydi. Onlara göre evrim teorisi saçmalıktı. Darvin bugün sağ olup Ortadoğulu lider, lidercik ve tarikat liderlerini ve muridlerini hatta daha başka çevreleri incelemeye alsaydı bunların kesin henüz mutasyonlarını tamamlamadıkları tespitinde bulunurdu.

İngilizlerin yetiştirdiği çok önemli devlet adamlarından biri de Winston Churchill’dir. Ondan sadece bir kaç meşhur söz aktaralım:

-Büyüklüğün bedeli, düşüncelerinizin her birinden sorumlu olmaktır.

-Tarih benden iyi bahsedecektir çünkü niyetim kendisini yazmak.

-Uçurtmalar rüzgâr gücü ile değil o güce karşı koydukları için yükselirler.

-Düşen bir çığda, hiçbir kar tanesi kendisini olup bitenden sorumlu tutmaz.

-Elimizden gelenin en iyisini yapıyoruz demenin bir anlamı yoktur. Gerekli olanı yaparken başarılı olmak zorundasınız.

Savaş sırasında Winston Churchill her zaman 9'da yatarmış. Biri ona sormuş; "Sayın Churchill dışarıda savaş var siz neden yatıyorsunuz?" O da demiş ki; "İngiltere'nin yarın sağlam ve dinç bir Churchill'e ihtiyacı var."

Bugün kaderimizin efendisi olduğumuza, bize verilen görevin gücümüzü aşmadığına ve onun ıstırap ve zahmetlerinin benim dayanıklılığımın ötesinde olmadığına eminim. Kendi nedenimize inandığımız ve kazanmak için yenilmez bir iradeye sahip olduğumuz sürece zafer bize uzak olmayacaktır. Bu sözleri elbette önemli ve anlamlıdır.

Anlattığım bu kültür ve siyaset insanlarının hiçbiri hayatta yok fakat adeta ruhları dolaşıyor bu bulvarlarda. Bıraktıkları muazzam bir miras ve o miras üzerinden gelişen bir medeniyet var. İngiltere başbakanları metro ile tek başlarına işlerine giderken geri kalmış Ortadoğulu devlet başkanları onlarca araba dolusu korumalarla dolaşıyorlar. İngiltere’de siyaset dilinde dinden konuşmak gericilik ve hatta skandal sayılırken Ortadoğu’da din üzerinden siyaset yapılır. Londra kapitalizmin ve sanayi devriminin ilk geliştiği kentlerden biridir. Metrosu da, dünyanın en eski metrosudur. 1863 yılında açılmıştır. Londra metrosunun yapılma amacı o zamanlar at arabalarından oluşan trafiğin yoğunluğunu azaltmaktı. Yapılan ilk hatlarda da bilinen en gelişmiş teknoloji olarak buharlı trenler kullanılmıştır. Dile kolay yılda 1.34 milyar yolcuya ev sahipliği yapmaktadır. Londra aynı zamanda bir kültür kentidir. Resmi istatistiklere göre Londra dünyada üçüncü en çok film üretilen şehirdir. Küresel olarak moda başkentlerinden biri olmasının yanı sıra dünyada en çok tiyatro izleyicisine sahip olan şehirde West End bölgesinde günde 200'den fazla oyun sahnelenir. Şehirde 11'i ulusal müze olmak üzere 170'ten fazla müze mevcuttur. Şehirde yılda 250'den fazla festival düzenlenir, bunların en büyüğü olan Notting Hill Festivali'ne bir milyondan fazla kişi katılır. Uygarlığın bir kuşun iki kanadına benzetirsek, kültür ve bilim bu iki kanat demektir. Bu iki kanat toplumları uçurur ve modern uygarlığın gelişmesini sağlar. Aynı zamanda küresel bir eğitim merkezi olan Londra Avrupa'da yüksek eğitim kurumlarının en yoğun olduğu şehirdir. 2015-16 listesine göre dünyadaki en iyi üniversitelerin en yoğun olduğu kent Londra'dır. İşte Ortadoğu’da bilim ve sanat bir kuşun kanadına benzetirsek bu iki kanat gelişmedi. Şüphesiz bunun yeniden doğuş sürecini geliştirmemesine, feodalizmi aşamamasına ve en önemlisi de yaşamın tüm alanlarında hâlâ dinin egemen olmasına bağlasak da bunu çevreleyen çok yönlü sorunlar da var. En vahim olanıda hep Batı’yı suçlama basitliği. Sağcısı, solcusu ve dincisi neredeyse Batı düşmanı. Tabii ki bu biraz da aileden, sokaktan ve okuldan gelen dinsel ve sövenist retoriklere de dayanıyor. Başları sıkıştığında da solcusu ve dincisinin de ilk sığındığı yerdir Batı. Fakat demokrasiden, insan haklarından, sosyal ve hukuk devlet yapısından bir ders almıyoruz. Hiç mi kabahatleri ve suçları yok İngilizlerin? Elbette var fakat Doğu-Batı karşılaşması yaptığımızda aralarında asırlık zaman ve modernite anlamında büyük bir uygarlık farkını görebiliriz. Ayrıca dıjital bir demokrasi de aramıyoruz şimdilik. Çünkü demokrasi bir anlamda organiktir ve kendi evrim trendini siyasal, sosyal, kültürel ve ekonomik boyutlarına uygun bir akış içindedir.

Birleşik Krallığın Siyasal Yapısı

Birleşik Krallık demokrasi ile yönetilen anayasaldır. Krallığa bir minnet borçları vardır. Zamanında Krallık devlet kurmuş ve İngiliz halkına büyük hizmetler sunmuş. Bundan ötürü Krallığın hatırı sayılır, değer verilir fakat nerdeyse formoliteden ibarettir. İngiltere, İskoçya ve Galler’den oluşan yapısallığa “Birleşik“ denilse de konfederal bir ülkedir. İngiliz Parlementosu Avam Kamarası ve Lordlardan oluşmaktadır. Seçimle gelen Avam Kamarası 650 milletvekilinden oluşmaktadır. Vesaret yoluyla oluşan üst organ Lordlar Kamarası’nda 800 üye bulunmaktadır. Birleşik Krallığı oluşturan ülkelerden Galler, İskoçya ve Kuzey İrlanda yetki devrine dayalı bir siyasi yapılanma bulunmaktadır. Bu sistemde hukuken üniter devlet özelliği korunurken yetki devrinden yararlanan kurucu ülkelerin egemenliği bulunmaktadır. Bu ülkelerin kendi ulusal parlementosu ve devlet işleyişini sağlayan her türlü kurumları mevcut. İngiltere`nin zaman dilimi GMT/UTC +00.00 yani başlangıç meridyeni Greenwich buradan geçiyor. Tüm dünyaki saatler Londra'daki Greenwich'e olan uzaklıkları pararelinde saatlerini ayarlar. Başlangıç meridyeninin Greenwich'den geçmesinin en temel sebebi tarih değiştirme çizgisinin büyük okyanusa denk gelmesidir. Neden aynı meridyen hizasındaki başka bir ülke değil de İngiltere? Çünkü zamanı da güç belirler.  

Bu makale toplam: 4698 kişi tarafından görüldü.
Son Güncellenme:12:37:48
Etiketler: Aydın Dere
Bu gönderiye hiç yorum yapılmamış! İlk yorum yapan kişi olmak ister misin?
Nerina Azad
Aydın Dere
Yazarın Önceki Yazıları
Dayan… Güneş Doğacak Üstüne! Kerkük ve Bağımsızlık! Yasaklı Dilin Yazarı Mehmed Uzun Eski Aydınlıkçı Ahmet Nesin Kime Çalışıyor? Ne Yapmak İstiyor? Hırvatistan Bağımsızlığın Mutluluğunu Yaşıyor İlk kez Birleşmiş Milletler'de Alevilik Tarih Lanetleyecek Hepimizi! Kutlu Doğum Haftası! Halepçe, El Enfal ve Devletleşmek Sağlıklı Bir Ulus Olmak İstiyorsak Düşünce Sistemin Bozuksa... Kürdler Neden Tuhaflaştı? 21. Yüzyılın 'Kürdistan yüzyılı' olacağı noktasında ortak bir düşünce var. Anadilin Ölümü Bir Halkın da Ölümüdür Sur'da Suriyeliler Seçmen Oldu, KCK Nerede? Çılgın Bir Plan Bir Kayıp Feryadı Türk Parlamentosu'ndan Ayrılma Zamanı Gelmedi mi? Kolombiya'da Savaş ve Barış Ahmet Altan ile Bir Anı Bir Röpörtaj... Kurtuluş Darbe ve Kürdler Günahkarız Yazıtlar Tapınağında Gerçekler Neden Acıdır? Biz Kürdler Aptal ve Türklerin Başına Belamıyız? AKP'de ki çatlaklar Kürdleri sevindirmesin Ulusal Birlik Ve Aydın Sorumluluğu Türkler Neden Rojava'ya Düşman? Sahi Dost ve Düşman Kimdir? Çanlar Kimin İçin Çalıyor PKK Neden Dünyanın Gazabına Uğramış Kürdler ve Devletleşmek İsmail Beşikci Lozan’daydı Dayanışma 'Akıl Vermek' Değildir Cenevre Görüşmelerinin Arka Planı Cenevre 3 Konferansı Hal û Ahvalimiz HDP Çaresizlik İçinde Hayatta Dair Notlar Devletsizlik, Kar Altında Bir Mezarlıktır Kalleşlik ve Yiğitlik Aziz Sancar Nobel’i Geri Verecek Tanrıça Ağlıyordu Türkiye İntihara Koşuyor Tahir Elçi Neden Katledildi? Nitelikli yada Niteliksiz Olmak Korku ve Yılgınlığa Kapılmadan Seçimin Düşündürdükleri Aydınlanma ve Kürdler Kürdler ulusal bilincin neresinde? Dehşet Bir Sömürgecilik! Bir Eylem Planı Öneriyorum Kadınlar Erteledi Ölümümü Her Yanımız Puşt Zulası İsyan ve Özgürlük Varoluş Ya Da Yok Oluş Prof. Dr. İsmet Şerif Vanlı İle Hayatı Ve Vasiyetine Dair Bir Söyleyişi Gece Yarısı Notlarım Lozan Antlaşması Tarihin Çöplüğünde Kürtler ve Devlet Olgusu Kimsiniz Yahu Kimsiniz? Türkiye'nin Kürd Düşmanlığı Kürdistan Devrimi Batı'da Demokrasi, Doğu'da Kürdistan Kazanacak Yeniden Doğuş Öyküsü Azerbaycan örnek olmalı Kürtlere - 2 Azerbaycan örnek olmalı Kürtlere - 1 Kürdistan'da Kutlu Doğum ve HÜDA-PAR Kürdlerin Seçim Heyecanı BM Halepçe ve Enfal’i Jenosid olarak kabul etmelidir Adaylığımı Geri Çekerken... Kadınlar ve Devletsizliğimiz Ey Yurdum.... IŞİD, Kobanê, İslam ve Uygarlık Kürtler ve İslam Kaosu Kerkük'ten Akdeniz'e Kürdistan Pazarı Kürdistan Bir Hayal Değil Kürd Ulusal Hareketi KCK'ye Önerimdir PKK Paradigma Değişikliğine Gidecek mi?
x