Ferdinand: Daima kendiniz olun ve Tres’e ne olduğunu sormayın!
İlk yayımlandığında popülerleşen ve çoğu çocuğun kitaplığında yer alan kitabın film uyarlaması vizyona girdiğinden beri Amerika ve Avrupa’da izleyicilerin dikkatini çekmeye devam ediyor ve bir klasik olarak tartışmalarda yerini şimdiden almışa benziyor.
Aziz Yağan
30.12.2017 | 15:29
Makaleyi Paylaş

Munro Leaf 1936’da Ferdinand’ın Öyküsü kitabını yayımladı. Çok değil iki yıl sonra Disney bu öyküden 8 dakikalık bir kısa film yaparak Oscar’ı kazanacaktı. Franco tarafından pasifisizmi aşılamakla suçlanan kitap Nazilerin de dikkatinden kaçmayacak, toplatılarak yakılacaktı Gandi ve Wells ise bu kitabı çok sevecekti.  Yayımlanmasının üzerinden 81 yıl geçse de etkisini günümüze dek yitirmedi, tıpkı Küçük Prens gibi, ve  Ferdinand'ın Öyküsü 108 dakikalık bir animasyona dönüştü.

Buz Devri ve Rio yapımlarında da çalışan Carlos Saldanha bu öykü kitabından Ferdinand isimli animasyonu başarıyla kotaran yönetmen oldu. Kitabı 6 yazar sinemaya uyarladı. İlk yayımlandığında popülerleşen ve çoğu çocuğun kitaplığında yer alan kitabın film uyarlaması vizyona girdiğinden beri Amerika ve Avrupa’da izleyicilerin dikkatini çekmeye devam ediyor ve bir klasik olarak tartışmalarda yerini şimdiden almışa benziyor. Öykü güçlü olunca ve onun sinemaya uyarlanmış hali de etkileyici olunca birbirini tamamlamış oluyor. 

Anime reddetme, direnme, başkalarını olduğu gibi kabul etme, dahil etme temalarını esas alıyor. Tek düşündükleri matadorla arenada çarpışmak ve matadoru yenmek olan boğalar, bu çarpışmada galip gelince özgür olacaklarını sanıyorlar; dahası, matadorla savaşta galibiyeti hayattaki var olma nedenleri olarak kanıksamışlar. Rakiplerini yenince bu kez de matadorla karşılaşıyorsun. Böyle bir yaşantıda boğalar birbirine rakip; yardımlaşmaya, dayanışmaya, zayıflık belirtilerine yer yok! Ya yenersin ya mezbahada kesilirsin! Bu fikrin boğalar ve diğerleri tarafından kabullenmesine rağmen, Ferdinand’ın buna direnç göstermesinin, direnmekte sergilediği kararlılığın Franco ya da Hitler’i neden çileden çıkardığını açıklıyor. Babasının kesilmesinden sonra kaçan Ferdinand, yaşamaya başladığı çiftlikte huzuru, güveni ve sevgiyi buluyor.

Bir köpekle bir boğa kardeş olamaz mı? Aynı türler ya da farklı türler birbirine yardım edemez mi, 'destek atamaz' mı, birbirini kollayamaz mı? Bir kere diğerlerine rakip olarak koşullandığınız zaman gözünüz kararıyor ve hedefinize odaklanıyorsunuz. Yaşam boğaları arenaya sürükleyen bir akışa sahip oldu mu, boğa dahil diğer her canlı da bu akışa angaje oluyor ve sürecin bir bileşeni parçası haline geliyor; keçiden atlara, insanlara kadar. Film, bunların tümünü doğal bir akışla yansıtıyor ve bu duygulara sahip olanları kırmadan, zamanla gerçeğin farkına vardırarak bu süreçten çıkmalarını sağlıyor. 

Ferdinand kaçınca farklı, bambaşka bir dünyanın da var olduğunu görüyor. Doğal bir süreçmiş gibi yansıtılanın da böylece zora ve zorbalığa dayalı olduğu açığa çıkmış oluyor ve bunun da ayırdına varan Ferdinand, geri dönmek zorunda kaldığında artık eskisi gibi değil, daha bir bilinçli tutum sergiliyor. Somut başkadır!

Kendini tamamen arenaya çıkmaya koşullamış, koşullanmış bir boğanın boynuzunun kırılma anı filmin en can alıcı ve tartıştırıcı sahnesi. Ya arena ya mezbaha diyen Cesur, boynuzu kırılınca bu kabulüne direnmiyor ancak Ferdinand hiçbir arkadaşını geride bırakmıyor ve bu davranış tümünü motive etmeye yetiyor, Bencillikten, körlükten sıyrılıp birbirleriyle ortak hareket etmeye başlıyorlar. 

'Bir köpek ve bir boğa nasıl kardeş olabilir?', diyerek Ferdinand’a direnen köpek, kuyruğunun istemsiz sallanmasına engel olamıyor ve bu sahne de animenin diğer güzel dikkat çekmelerinden biri olarak not ediliyor. Oyuncak sevgisinin zayıflığı ya da pazarlığın gücünü zayıflattığını yansıtan da etkili bir sahne. ‘Matadorun boğalaştığı, boğanın matadorlaştığı’ sahneler de ciddi bir yergi içeriyor ve bu yergi oldukça başarılı, duygulu ve kararında veriliyor. Orijinal filmde Ferdinand’ın boğa güreşçisi John Cena tarafından seslendirilmesi de dikkate alınmalı! Ayrıca, Ferdinand o dükkana boşuna girmiyor!

Film İspanya’da geçmesine rağmen İspanyol kültürünü sergilemekten kaçınıyor, nadiren de olsa garip biçimde basit İspanyolca kelimeler kullanıyor, Nina’nın kendisinin nasıl oluyor da Ferdinand ismini kullandığını açıklamıyor, Alman atlarını (lipizzaner atları) neden öyle yansıttığını da belirtmiyor. Arenanın ortasına karanfil ulaşır mı, o da ayrı bir soru? Film tonu yerinde müziklerle akıyor ama İspanyol rüzgarı yaratamıyor. Türkçe seslendirmeyi yapanlar konusunda keşke biraz daha seçici olunabilseydi.

Nina dışında herkesin sevgiden, sevmekten uzak olduğu izlenimi yaratılmış. Arena zorbalık, öfke ve kan görmek için toplanan insanlardan oluşuyor. Gerçekten de sadece boğa güreşi, boğa koşusunun değil, canlıları dövüştürmenin artık terk edilmesi gerekmiyor mu? Bu film, kitabı perdeye taşıyarak bu tartışmayı bir de görsellik üzerinden deniyor. 

Film kendine güveni, kendisi olmayı ve kendisi kalmayı, dayanışmayı, yanlışa dur demeyi, direnmeyi, sevgiyi, sevmeyi betimliyor. Gerçekten de, arenaya sürülen boğalar bir çift boynuzdan daha değerli değiller mi? Gerçekten de gününü, anını ‘gerçekleşmesini istediğimiz geleceğine göre planladığımız, zorladığımız’ insanlar varsa etrafımızda; onun kim olduğunu, ne istediğini, onu nelerin mutlu ettiğini sorgulamak ve açığa çıkarmak gerekmiyor mu? Elbette hayır, buna maruz kalanlar bu iradeyi sergilemedikçe yaşam böyle yaralı yaralı, yaralaya yaralaya sürecek. 

Sakin ve kendinden emin Ferdinand perdede eğlendiriyor, heyecanlandırıyor, anlatıyor, direniyor, asla vazgeçmiyor, çiçekleri ve kokularını duyumsuyor, hayatı ve Nina’yı seviyor, arkadaşlarını terk etmiyor, başarıyor. Film biz izleyicilere ‘Peki ya siz neredesiniz ve hangisisiniz’ sorusunu soruyor olamaz değil mi; izlediğiniz yer arena mı, sinema salonu mu; siz matador musunuz, Ferdinand mısınız, yoksa Cesur mu? Ve lütfen, Tres’den bahsetmeyelim! 

Bu makale toplam: 2322 kişi tarafından görüldü.
Son Güncellenme:12:50:16
Etiketler: Aziz Yağan
Bu gönderiye hiç yorum yapılmamış! İlk yorum yapan kişi olmak ister misin?
Nerina Azad
Aziz Yağan
Yazarın Önceki Yazıları
HAMLE: Peki ama Hangi Partiyle? HAMLE: Reform için Yerel Seçimler Beden ve Ruh: Bağımsız Kişilikler Ali Kemal Çınar û Génco Kemal’in ‘Adalet’i ve Kürtler İşkenceciler Çocuklarını Sevebilir mi? İllegalite ve Kürdler Sesi kesilen taşlar ve onların arasında bir şair Sansüre Karşı ‘Zer’ Kürdler; Rejim Yanlıları ve Karşıtlarının Fedaisi mi! Geçmişle hesaplaşma, yarına köprü: Geçersiz oy Evet, Hayır, Boykot ve Kürdler için 4’üncü yol Biz O Hendekleri …! Ariel’den Arielle’ya: Küçük Deniz Kızı Türkiye, Almanya, Hollanda ve Nefret Söylemi Vank’ın Çocukları: Tarihsel Hakikat Mücadelesi Jale ve Mehmet Elbistan Vatandaş Anadilinde Konuş! Kürd Tarafı ve Post-Olgusal Siyaset Prensim, Ömrümün Kalanı Sensin! Derik Kaymakamına Sabotaj Ekşi Elmalar’a ilaveten PKK ile Nereye Doğru? Atatürk’ünü Arayan Ahmet Altan PKK Vekilleri Öldürmeyi Denedi mi! Yılmaz Erdoğan'ın Ekşi Elmalar'ı Kürdler Onursuz, Benliksiz, Haysiyetsiz mi! Kürdlerin Acılarıyla Alay! İki Ustadan Kısa Bir Film: Borrowed Time Kalandar Soğuğu: Bi Dur Be Adam! Medeni Ölüm, Alternatif Model, Fahriye Adsay Sevimsiz Düşünüşler... Halay, Abdullah Keskin, Avesta Koşun Kürtler, Köşede Kurtlar Şeker Dağıtıyor! Mustafa Kemal'in İçimizdeki Askerleri Haksızlık: 'Madımak: Carina’nın Günlüğü' Küçük Prens Kor’u Kor Yakar Demirkubuz'un Bulantısını Gözardı Etmemek Gerek Kuzeyliler Kuzey’e Sabitlendi mi? Kaplumbağa Kabuğu İçindeki 'Yitik Kuşlar'! Heine, Faşizm ve Romansero-Bimini Kürdler ve Diğer Milletler Terörist Değildir Hendek Tatbikatı sayesinde Tanrı Türk'ü Koruyacak Yas Öyküsü Cizre’de Çıkış Yokmuş, Peki Kuzey’de Var mı? İttifakın İç’ten Olanı Hey Sevgilim!.. Yok Bişey Lanetli Olan Mekanlar Değil İnsanlar IŞİD Alevilere saldırır mı? İç Savaş Kılıftır Acildir! Tüm Kürdlerin Dikkatine! Çocuklarımızı Yedirten ÖzYönetim! Sahte Kül Kedisi Bal Kabağını Yolda Yer FİLİZ KORKMAZ’ın anısına İslami Bireylere Günahkar Diyarbakır Hay Way Zaman / Dersim'in Kayıp Kızları Asasız Musa / Musayê Bê Asa Hayastan Aynı Yıldızın Altında Sen Aydınlatırsın Geceyi Bir Dersim Hikayesi Halam Geldi Günahın Dokunuşu / A Touch Of Sin Fare sen aslında... Pieta / Acı – Aziz Yağan
x