Halam Geldi
Sosyal sorumluluk projesi olarak sunulan “Halam Geldi” filmi 3 Ocaktan beri gösterimde.
Aziz Yağan
26.01.2014 | 22:06
Makaleyi Paylaş
Sosyal sorumluluk projesi olarak sunulan “Halam Geldi” filmi 3 Ocaktan beri gösterimde. Gazeteci Evrim Kanpolat’ın, Alanya’nın Toslak adlı dağ köyünde bizzat şahit olduğu ve haberleştirdiği olaydan yola çıkarak yazdığı ve IV. Antrakt Uzun Metrajlı Film Senaryosu Yarışması’nda Birincilik ödülünü kazanan senaryo, çocuk gelinlerin acı dramını ve akraba evliliklerini ele almayı amaçlamış.


Sosyal sorumluluk; kamu, özel sektör ve sivil toplumun bir amaç etrafında toparlanarak ortak yaşama yönlenmeleri, kendi çıkarlarının olduğu kadar toplumun genel çıkarlarını da geliştirecek ve koruyacak eylemlerin yapılmasıdır. Toplumun çözüm üretilmesinde, iyileştirilmesinde, geliştirmesinde ve sosyal adaletin sağlanmasında öncelikli olarak belirlenen konular; eğitim, sağlık ve çevredir.


Kanpolat Birgün gazetesine verdiği röportajda şunları söylüyor: “2000’lerin başında haber için gittiğim o köydeki kız çocukları ‘zeka geriliği’ raporuyla okuldan alınıyor ve çalıştırılıyordu. Böyle başka vakalara da rastladım. ATV’den ayrılınca, hayatı boyunca öyküler yazmış biri olarak senaryo yazımına odaklandım, o haberlerde aldığım notlardan yola çıktım. Aslında Reyhan, bire bir var olan bir karakter değil; ama karakterinin yüzde 70’i bir kız çocuğunda var. 13 yaşında, akrabasıyla evlendirilmek için okuldan alınmış, buna karşı koymuş ve acı çekmiş bir çocuk...”


Aynı röportajda “Kıbrıs’ta geçen bir hikâyede neden Diyarbakırlı bir aileyi ele aldınız?” sorusuna şu yanıtı veriyor: “Kıbrıs’ta ihtilal sonrasında Türk ve Rum kesimleri arasında mübadele oldu. Giden Rumların sayısı gelen Türklerden çok daha fazlaydı. Türkleştirme politikasıyla Türkiye’den birçok insan oraya devşirildi. Ama orada yaşanan böyle bir ‘töre’ yok. Filmde yeri, zamanı, isimleri değiştirdik. Hikâyeyi Kıbrıs’a götürdüm çünkü töre dediğimiz şey mekânla değil belleklerle, zihinle alâkalı. Bu nedenle bu sorunu zihinlerde çözmeliyiz.”


“Çocuk yaşta evliliğin tek kaynağı töre değil. Neden hikâyeyi töreye bağladınız?” sorusunu ise şöyle yanıtlıyor: “Büyük şehirlerdekiler bunlara pedofili gibi net isimler koyarken, bunları yaşayan insanlar töre diye bakıyor. Yazarken hedefim, o çocukları veren anne babalara, çocukların verildiğini gören konu komşuya aslında ne yapıldığını anlatmaktı. Özellikle töreyi vurgulama sebebim buydu. Öte yandan filmde üç ana karakterimiz var. Reyhan, Huriye ve Halil. Aynı töreyi üç farklı koldan yaşıyorlar. Halil İstanbul’dan gelen, bu olayları yaşamadığı zannedilen, çok mutlu bir anne babanın çocuğu. Halil’in de töre dediğimiz olayı yaşadığını gösteren, söyleyemeyeceğim bir sürpriz var, kendi hayatındaki gerçeğiyle yüzleşiyor. Sadece o köyün çocukları yaşamıyor bunu, onu özellikle anlatıyoruz.”


AKSAV tarafından Uluslararası sosyal sorumluluk ödülü verilen yapımcı Sami Dündar, filmin söylemek istenilen her şeyi söylediğine değinerek, “Ben bir depremzedeyim. Yıllardır kendi filmimi çekmeye çalışıyorum. Onu çekemedim fakat çok farklı bir sosyal sorumluluk gündeme geldi.‘Halam Geldi’ filmini çektik. Bunu bir eğitimcinin yaptığı yatırımla çektik” dedi.


Halam Geldi filmi, “1974’ten sonra adaya göç edenler yanlarında törelerini getirmişlerdi” yazısı ile başlıyor. Yanlarında törelerini kimler getirir? İlkin bu yazı rahatsız ediyor ve filmin Kürdler üzerine temalandığını hissettiriyor. “Yine başımıza neler gelecek?” sorusu ile izlemeye devam ediyorsunuz. Her şey üç “Diyarbakırlı” ailenin etrafında dönüyor. Film töre, çocuk gelinler, akraba evliliği, sınır problemi, sınır ihlali (kısmen), rüşvet, kadına şiddet, namus, gavur düşmanlığı, akraba evliliğinin meyvesi olan engelliler ve engellilere kötü muamele gibi birçok sorunu yansıtıyor. Sınır problemi hariç tümü Kürd aileleri üzerinden yapılıyor.


Bu film, Rum kesimi ve Türk kesimi askerlerinin 1998’de dost olduklarını, özellikle yüksek rütbeli Rum ve Türk askerlerin karşılıklı hediyeleşerek baklava yediklerini, her iki taraftan birer fanatik hariç aradaki sınırı Rumların kabullenememelerinin sona erdiğini de müjdeliyor.


Bir sorunun küresel olduğu gizlenerek, sadece Kürdlere mal ediliyorsa, edenlere ne dersiniz? Bu psikolojiyi taşıyan ve yansıtan birey, ekip ya da topluluklar bize aslında neleri anlatır?


Senaryosuyla, müziğiyle çekinmeden ırkçılık yapan, nefret suçlarını sıralayan, küresel bir sorunu sadece bir millete aitmiş gibi gösteren, bir milletin kadınlarını ve çocuklarını o milletin yetişkin erkeklerine düşman yapmaya çalışan, yetmezmiş gibi o milletin çocuklarını da annelerine düşman kılmaya çabalayan, bir milletin tüm yetişkin erkeklerini vahşi gösteren filmler izlediniz mi?


Senaristin röportajındaki cümlelerinde sorunun sırf Kürdlere ait olduğuna dair bir ibareye rastlamıyoruz. Filmi izledikten sonra ise töreyle özdeşleştirilenin sadece Kürdler olduğu sonucunu mecburen kavrıyoruz. Böylece film, çocuk gelinlerin var olmasının nedeni sayılan töre olgusunu zihinlerde çözmenin ilk adımında “Kürdleri öne sürüyor”, daha doğrusu sorunu Kürd kaynaklı olarak tanımlıyor.


Erhan Kozan, filmi Kıbrıs’ta bir sınır köyünde 5 hafta gibi kısa bir sürede tamamlamış. Töre hikayesini çektikleri için Doğu Anadolu’da çekmeleri halinde de güzel bir film olacağını dile getiren Kozan, senaryodaki karakterlere, mekana ve zamana uymayarak “Kıbrıs’ta 1974’ten sonra nakilleri fark ettik. Değerli tarihçilerle konuştuk. Töre insanların kafasında taşınan bir şey Doğal olarak Kıbrıs olmasının öneminin hiç önemi yok. Yerin bir farkı yok.” diyor.


Yani Kürd her yerde Kürddür. Hangi Kürd olduğu, nerede, hangi zamanda yaşadığı önemsizdir. Töreyi kafasında taşır, taşıdığı yerdeki uygar insanları huzursuz eder, çileden çıkarır.


Töreleri olan ve o töreleri kafasında coğrafya ve zaman tanımaksızın taşıyan ve uygulayan kimlerdir? Senarist ve yönetmen filmde bu soruya “Kürd erkekleri” yanıtını veriyor. En azından ben bu mesajı layıkıyla aldığımı düşünüyorum. Çocuk gelinler, akraba evliliği, kolayca alınan sahte akli yetersizlik raporları, kadına, çocuğa ve engelliye şiddet hep Kürd erkeklerinden kaynaklanır. Kadın ve çocuğun kaderini töreye aracılık yaparak belirleyen Kürd erkeğidir. Kürd kız çocukların ilk adet kanamalarının ilk damlası geldiğinde davul zurna çalmaya başlar. Bazen adet kanaması da beklenmez.


Bu Kürd erkeği belirlemesi ile film, Kürd erkeklerini hissiz, vahşi bir canlı gibi lanse ediyor. İnsanlıktan nasibini almamış, şiddette kadın, çocuk, engelli tanımayan, farklı ailelerde olsalar bile eğer Kürdlerse aynı vahşi tepkileri veren ve aynı sonu dayatan hep Kürd erkekleridir. Kürd kadın ve çocukları Kürd erkeklerinin elinden kurtarırsanız her şey yoluna girecektir. Kürd erkekleri değişmez, ancak her nasılsa onlarla birlikte yaşayan bazı Kürd kadın ve çocuklar bu vahşi erkeklere benzemezler; onlar da tıpkı filmde dikkat çekilen Türk insanları ve Rum askerleri gibi medenidir.


Film bize Kürd erkeklerinin töreleri uygulamakta kararlı olduklarını anlatıyor. Töre dışında bir yaşam ne evden kaçmalarla, ne dayak yemekle mümkün oluyor. O halde yapılması gereken nedir? Bu öneri de filmin etkisinden kurtulamamış olan benden olsun. Kürd kadınları Kürd erkeleriyle evlenmemelidir, Kürd erkekleriyle hiçbir milletten kadın evlenmemelidir. Bırakalım modern yaşam huzur bulsun.


Değinmeden geçmemek lazım; Kürd erkeklerine farklı bir betimlemeyle ancak hemen hemen benzer bakış açılı bir başka yaklaşımı da Jin filmi sergiliyor. Yönetmenliğini Reha Erdem’in yaptığı ve detaylı eleştiriyi hak eden bu filmde, Kürd erkeklerinin yine Kürd kadınlarını her fırsatta taciz ettiğini, ilk fırsatta kadının üzerine abandığını izliyorsunuz. Çoban, tarla işçisi sorumlusu, otobüs yazıhanesinde çalışan veya karakoldaki Kürdün rahatça, etrafı umursamadan kadını taciz ettiklerini, koşul uygunsa duraksamadan saldırdıklarını izliyorsunuz. Film bu olguyu o kadar sık ve doğal veriyor ki, sanıyorsunuz tüm Kürd kadınları habire tacize, tecavüze uğruyor ve bu durum o kadar normalleşmiş ki, kadın ya da erkek kimse sesini çıkarmıyor! Biz Kürdlerin kendimizi Türk filmlerinden tanıma şansımızı değerlendirmemiz gerekiyor.


Perdede ilk “1974’ten sonra adaya göç edenler yanlarında törelerini de getirmişlerdi.” cümlesinin yer alması, çocuklarını gelin eden iki ailenin de Diyarbakır’dan gelmiş olmaları, kız çocuklarını gelin olarak alanların da Kürd olmaları, adaya İstanbul’dan gelen ve akraba evliliğinden çocuklarını kaybeden üçüncü ailenin de Diyarbakırlı olması (film Kürd diyemiyor), kahvedeki Türklerin de bu törelerden ve verdiği zararlardan tiksinti duyuşlarının sıkça verilişi film ekibinin “biz Kürdler hakkında genelleme yapmadık, sorunları sadece Kürdlere mal etmedik” savunmasını ellerinden alıyor.


Gala gecesinde yaptığı konuşmada, “evcilik oynamaları gerektiğini” belirten oyuncu kız çocuğunun yüksek topuklu ayakkabı giymesi proje ekibinin daha çok çalışması gerektiğini gösteriyor.


Filmin senaristi ve yönetmeni çekimlerin her aşamasında nasıl bir “Kürd erkeği karşıtı atmosfer” oluşturdu ki 13 yaşındaki “çocuk”, tekrar ediyorum “çocuk” oyuncusu Melisa Celayir içine işletilmiş şu sözleri rahatlıkla bir röportajında sarf edebilmiş: “İnşallah bu filmi doğu kesimlerindeki insanlar izler ve içlerindeki bir yer sızlar.”(1)


Film için yapılan Fuat, Ozbi ve Rojda tarafından seslendirilen “”Elini çek kızıma dokunma”(2) şarkısının bazı sözleri ise “töreci erkeklere” şöyle sesleniyor:

Ahlaksızın dik alası işte azgın teke
insan doğasında yok böyle bir töre
ölsende bu günah yakana yapışır
hayattaki yerini bil ha, soysuz, yalansın komple insanlıktan yoksun
nasıl bi namertliktir, nasıl bir erkekliktir
hangi şerefin hangi onurun namus mahsülüdür
bu görünen şey şeytanın orak tutmuş bi post türüdür
tahammülümüz kalmadı gömün geçmişin bu yoz kültürünü
kader değil töre değil vahşet bu lanet
sübyana saldıran töre değil cehalet
polis savcı hakim jandarma duyun ha
ananı bacını karını kızını getir aklına
biraz sorgularsan eğer merhametinin zayıflığını

o hiçbir zaman affetmeyecek şerefsizleri


Yukarıdaki “mısralar” suç ya da suçları içeriyor mu bilmiyorum, ancak her okuduğumda kanımı dondurmaya yetiyor. Bu sözlerden hangilerinin kendisine ait olduğunu sosyal medya üzerinden sorduğum Rojda yanıt vermedi. Hunermend Rojda’nın bu projede nasıl ve neden yer aldığını açıklaması Kürdleri sevindirecektir.


13 yaşındaki kız 13 yaşındaki erkeğe “Babam bizi görürse seni döver, beni de öldürür!” diyor. Film Kürdler arası hoşgörüsüzlüğü de tespit olarak yakalamış ve üç Kürd erkeğinin birbirlerine olan düşmanca tavırları da her fırsatta yansıtılmış. Kürd erkeklerinin Türklerle sorunu yok ancak Kürd erkeklerinin Kürd erkekleriyle sorunu var. Senarist ve yönetmenin başarılı Kürd çözümlemeleri, “derin ve sevecen hisleri” sahne sahne sergileniyor.


Reyhan daha hiç adet olmamışken, yine Kürd olan sınıf arkadaşı Huriye’nin ilk adet kanamasının başlaması yüzünden Kürd babası tarafından “tek başına gavurlarla okuyamaz” toplumsal baskısı gerekçesiyle okuldan alınıyor ve halasına “Reyhan hazır” gelin gelininizi alın deniyor.


Gelin olmak istemeyen Reyhan annesine “sessiz kalma bir şey de, bir şey yap, bana yardım et, senden başka kimden yardım isteyebilirim ki?” deyip duruyor. Bunun üzerine kocasına köy kahvesinin önünde diklenen kadın oracıkta dayak yiyor. Hemen ardından kocanın evde kadının kafasına silahı dayaması “beni köye ve töreye rezil ettin orospu” demesi ve Reyhan’ın bu cinayete engel olmak için evliliği kabul etmesiyle yaşanacak yeni çözümsüzlüğü gözler önüne seriyor. Baba bu arbede sırasında karısına “insan namusu ve şerefi için yaşar, seni de öldürürüm içerdeki piçleri de!” diyor. Reyhan’ın ve annesinin direnmesi fayda etmiyor ve Reyhan akıl almaz biçimde damadın ailesine bir mal gibi teslim ediliyor. Film Kürd kadın ve çocukları açıktan Kürd erkeklerine karşı kışkırtıyor, soğutuyor.


Yapılması istenilen töreye uygun olmadı mı yine töre imdada yetişiyor. Kürd erkekleri kızları ya da karıları dediğini yapmazsa onları “urıspi” diye diye acımadan dövüyorlar. Hatta her üç ailede de sergilendiği gibi Kürd erkeği tarafından küfür, dayak ve insan öldürmeye teşebbüs gerektiğinde rahatça yerine getiriliyor.


Film bize akraba evliğinin engelli ya da ölümcül hastalıklı çocuklara neden olabileceğini ancak bu evliliğin de yine sadece Kürdlerde görüldüğünü anlatıyor. Kahvedeki Türkler bile akraba evliliği yapmış ve yaptırmaya devam eden Kürd komşularına kötü laflar söylüyor.


Halil’i muayene ettikten sonra babasına “Kürdsünüz değil mi siz?” ayarındaki “Akrabasınız değil mi siz?” sorusu bile konuyu tamamlayıcı bir başka önemli sahneydi. İlk çocuklarını kaybetmiş bir ailenin ikinci çocuklarının 3 ay süren öksürüğünden şüphelenmemesi de dikkat çekiyor.


Akraba ile evlendirildiğini bilmeyen ve ikinci çocuğunu da akraba evliliği kaynaklı genetik hastalık yüzünden kaybeden Kürd baba tüfeğini, filmin akışına da uygun olarak, bunlara neden olduğunu düşündüğü babasına doğrultuyor. Kim bilir hangi korkunç töreleri uyguladığı için iğrenç yaralarla cezalandırıldığını düşündürten Kürd baba oğluna “çocuk yapmasaydın, senin suçun” diyor. Bu söz üzerine Kürd oğul silahı kafasına doğrultuyor ve tetiği çekiyor. Kürd babanın yüzü Kürd oğlunun kanıyla yıkanıyor. Üç Kürd ailesinin trajedisi böyle bir anda başlayıp hızla devam ediyor.


Reyhan’ın Rum kesimine kaçarken yakalanıp teslim edildiği sahneler de çok ilginç. Rumlar sınır ihlali yapmış Reyhan’ı hiçbir protokolu izlemeden gecenin bir vaktinde Mesut askere teslim ediyor. Mesut asker Reyhanla evlenen ve kocalığın, karısını sahiplenmenin doğal rolünü oynayan 35 yaşlarındaki Kürd erkeğe “tecavüzcü, sapık” diyor. Kızın babasına “kendi ellerinle kızını yeğenine vermişsin şerefsiz!” derken, Kürd kızın Kürd annesine ise bambaşka bir yaklaşım sergiliyor ve “çekip alamadın mı bunların elinden” diyor. (Bu bıkkınlık Jin filminde karakol komutanının Kürd Jin’e “Bıktım sizle uğraşmaktan!” demesiyle de ayrıca paralellik gösteriyor.)


Akraba evliliği yüzünden garip şekilde hızla gelişen ve kızların evlendirilme hızına denk düşen Halil’in ölümü boğucu sahnelerden. Halil ve Reyhan’ın gözlerinde Kürd annelerine karşı net bir “bağışlamazlık, nefret” bakışı veriliyor. Reyhan yanına yaklaşan yaşıtı Halil’e, “sizin oraların adeti bizimkilere benzemiyor”, derken Halil’in de Kürd olduğunu ve Kürdlüğünden kaynaklı benzer ve farklı kötü adetlere sahip olacağını bilemezdi elbette!


Bu filme göre, Kürd erkekleri yüzünden Kürd kadınlarının kızlarıyla ilişkisi de parçalanıyor. Reyhan annesine, “senin ne farkın kaldı ki?” diyor. Filmin sonunda sergilenen Türk askerlerinin ve sivillerin düğün basıp erkekleri gözaltına alma ve böylece Kürdleri medeniyetin, insanlığın acımasız ve haklı yüzüyle tanıştıran sahneler de alkışı hak ediyor! Gerçi ben filmin büyüsünden alkışlamayı unuttum, ekip beni affetsin.


Down sendromlu çocuğundan utanç duyma da Kürd babaya karşı ayrı bir nefret kaynağı oluşturmayı sağlıyor. Senarist ve yönetmen filmin sonunda sağanak altında oyuncak bebeğin gelinliğini parçalattığı Down sendromlu Himmet’e “modern yaşamın aklı” rolünü başarıyla oynatıyor.


The Guardian gazetesinin yayınladığı bir araştırmaya göre, en yüksek çocuk gelin oranı yüzde 17 ile Gürcistan ve yüzde 14 ile Türkiye’dedir. Güney Amerika, Kuzey Afrika ve Asya’nın bazı kısımlarındaki gelişmekte olan ülkelerde, 18 yaş altı çocukların üçte birinin ve 15 yaş altı kızların yedide birinin evlendirildiği ifade ediliyor. İngiltere ve Fransa’da yetişkinlerin en az yüzde 10’unun 18 yaşının altında evlenmesi, erken evliliğin küresel bir endişe olduğunu vurguluyor.


Ayşe Kılıç(3) “Çocuk Gelin Sorunu” başlıklı raporunda konuyu tartışıyor: “Birleşmiş Milletler İktisadi ve Toplumsal İşler Birimi tarafından 2000 yılında yapılan Evlilik Modellemeleri Araştırması’nda ülkelerin gelişmişlik düzeyleri ile çocuk gelinlere rastlanma oranları arasındaki doğrudan bağ ortaya konulmuştur. Örneğin, 15-19 yaş aralığındaki kızlarda evlenme oranı Kanada’da %0.6, İngiltere’de %1.7, Almanya’da %1.2, ABD’de %3.9 şeklinde seyrederken, çocuk gelinlere en yüksek oranda rastlanan Batı-Doğu-Orta Afrika ülkelerinde ve Güney Asya’da ise oranlar çok yüksek düzeylere ulaşmaktadır. Bu oranlar Nijer’de a.9, Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nde t.2, Afganistan’da S.7, Bangladeş’te Q.3’ tür. Aynı araştırmada Türkiye’ye dair oran .5 olarak verilse de, bu oranın gerçeği yansıtmadığını belirtmek gerekir.”


Ayşe Kılıç çocuk yaşta evliliğe sebep olan etkenleri önem derecesine göre sıralıyor: Sosyo-ekonomik gerekçeler, Gelenekler, görenekler ve dini inançların yanlış algısı, Aile İçi Şiddet, Diğer nedenler (tacizci, tecavüzcüsüyle evlenmek gibi). Kılıç ayrıca zorunlu göç sebebiyle insanların yaşadığı ekonomik ve kültürel kaos erken yaşta evlilikleri artıran faktörler arasında sayıyor. Kürdlerin bu etkenlerden hangilerini yansıttığının, nedenlerinin, sorumluların tartışılması önemli değil midir?


Kız çocuklarının erken yaşta evlendirilmesi sorununun en fazla bölgede yaşandığı yönünde bir algı var. Bölgede faaliyet yürüten KAMER'in (Kadın Merkezi Vakfı) Başkanı Nebahat Akkoç'a göre bu bilgi tamamen yanlış. Akkoç bölgedeki çocuk yaşta evlenme oranının Türkiye'den yüksek olmadığı gibi, düşüş eğiliminde olduğunu da belirtiyor: "Resmi rakamlar, Türkiye'de yüzde 33 oranında erken evlilik olduğunu gösteriyor. Bizim bölgenin genel ortalaması bundan daha yüksek değil. Biz bir genel durum değerlendirmesi yapmıştık, 20, 30, 40 yıllık evlilikleri sorguladığımız zaman yüzde 40-45 arasında erken evlilik çıkmıştı. Ama son on yıla baktığımız zaman yüzde 33 çıkıyor. 2014 yılında son beş yılı inceleyeceğiz, muhtemelen daha düşük çıkacak. Giderek iyileşen bir durumdan da bahsedebiliriz."


Bu kısacık, yetersiz bilgiler bile bize çocuk gelinler hakkında bir çalışma yapmak istiyorsanız öncelikle konunun uzmanlarına danışmanız gerektiğini işaret ediyor. Konunun hassalığı yüzünden kaş yaparken göz çıkarmamak için çok çaba sarf etmelisiniz.


Küresel bir soruna, o sorunun yereldeki sorumlularına ve sorunun çözümüne dünyanın neresinde bu şekilde yaklaşım sergilendiği görülmüştür? Konu olan hangi millet ya da topluluk olursa olsun, filmin kendi sorunlu bakışını izleyiciye de kazandırmaya çalışması sosyal sorumluluk projesi kapsamına sığmaz. Nefret suçunun ne olduğu, kaynağı ve nelere mal olabileceği umursanmamaktadır.


Film düşünsel değil, bilinçaltı yansıtması olarak değerlendirilebilir. Medenileşmesi istenmemiş bir coğrafyada sorgulanması gereken bu istememenin hedefleri, bu hedeflere ne kadar ulaşılmış olduğu, sorunun nasıl çözülebileceği gibi bir iddiası da varsa onun üzerine olmalıydı. Bir milletin yetişkin erkeklerini kültürel olarak aşağılama, onlardan nefret ettirme amacı taşıyan akış, o millete ait sanatçının içselleştirdiği psikolojisini açığa çıkarabiliyor.


Sosyal sorumluluk projesi adı altında bir filmse amaçlanan danışmanlara danışmak gerekmiyormuş. Yönetmen de zaten “değerli tarihçilere” danışarak filmi tamamlamış. Senarist sorunlu olguların kaynağı olarak ileri sürdüğü törelerin temsilini Kürdlerde bulmuş, Kürdlere yakıştırmış. Yönetmen de başarılı bir film ortaya koyduğunu belirtiyor. Basında filme hayıflanan eleştiri de yok.


Filmin sonunda, 2013’te Türkiye’de 134.629 kız çocuğunun gelin olduğu belirtilirken, 2010’da dünyada 13.5 milyon kızın 18 yaşına gelmeden evlendirildiği bilgisi ise unutulmuş.


Çocuk gelinlerin ve filmde anılan diğer sorunların nedenlerini, nasıl çözülebileceğini, dünyanın her tarafında yaşandığını bilmiyorsanız, film sizi etki altında bırakacaktır. Bir “proje” olan bu filmi izlemenizi isterim.



Aziz YAĞAN

1.http://www.netgazetesi.net/2014/01/12/halam-geldi-oyunculari-filmi-anlatti/

2.http://www.youtube.com/watch?v=kjHIgbHT17w

3.http://www.egitisim.gen.tr/site/arsiv/73-33/664-cocuk-gelin-sorunu.html
Bu makale toplam: 9490 kişi tarafından görüldü.
Son Güncellenme:09:57:19
Etiketler: kürdistan, kürt, kürtçe, nerina, azad
Bu gönderiye hiç yorum yapılmamış! İlk yorum yapan kişi olmak ister misin?
Nerina Azad
Aziz Yağan
Yazarın Önceki Yazıları
Afrin’de Siviller Öldükçe Güçlenmek! HAMLE: Peki ama Hangi Partiyle? HAMLE: Reform için Yerel Seçimler Ferdinand: Daima kendiniz olun ve Tres’e ne olduğunu sormayın! Beden ve Ruh: Bağımsız Kişilikler Ali Kemal Çınar û Génco Kemal’in ‘Adalet’i ve Kürtler İşkenceciler Çocuklarını Sevebilir mi? İllegalite ve Kürdler Sesi kesilen taşlar ve onların arasında bir şair Sansüre Karşı ‘Zer’ Kürdler; Rejim Yanlıları ve Karşıtlarının Fedaisi mi! Geçmişle hesaplaşma, yarına köprü: Geçersiz oy Evet, Hayır, Boykot ve Kürdler için 4’üncü yol Biz O Hendekleri …! Ariel’den Arielle’ya: Küçük Deniz Kızı Türkiye, Almanya, Hollanda ve Nefret Söylemi Vank’ın Çocukları: Tarihsel Hakikat Mücadelesi Jale ve Mehmet Elbistan Vatandaş Anadilinde Konuş! Kürd Tarafı ve Post-Olgusal Siyaset Prensim, Ömrümün Kalanı Sensin! Derik Kaymakamına Sabotaj Ekşi Elmalar’a ilaveten PKK ile Nereye Doğru? Atatürk’ünü Arayan Ahmet Altan PKK Vekilleri Öldürmeyi Denedi mi! Yılmaz Erdoğan'ın Ekşi Elmalar'ı Kürdler Onursuz, Benliksiz, Haysiyetsiz mi! Kürdlerin Acılarıyla Alay! İki Ustadan Kısa Bir Film: Borrowed Time Kalandar Soğuğu: Bi Dur Be Adam! Medeni Ölüm, Alternatif Model, Fahriye Adsay Sevimsiz Düşünüşler... Halay, Abdullah Keskin, Avesta Koşun Kürtler, Köşede Kurtlar Şeker Dağıtıyor! Mustafa Kemal'in İçimizdeki Askerleri Haksızlık: 'Madımak: Carina’nın Günlüğü' Küçük Prens Kor’u Kor Yakar Demirkubuz'un Bulantısını Gözardı Etmemek Gerek Kuzeyliler Kuzey’e Sabitlendi mi? Kaplumbağa Kabuğu İçindeki 'Yitik Kuşlar'! Heine, Faşizm ve Romansero-Bimini Kürdler ve Diğer Milletler Terörist Değildir Hendek Tatbikatı sayesinde Tanrı Türk'ü Koruyacak Yas Öyküsü Cizre’de Çıkış Yokmuş, Peki Kuzey’de Var mı? İttifakın İç’ten Olanı Hey Sevgilim!.. Yok Bişey Lanetli Olan Mekanlar Değil İnsanlar IŞİD Alevilere saldırır mı? İç Savaş Kılıftır Acildir! Tüm Kürdlerin Dikkatine! Çocuklarımızı Yedirten ÖzYönetim! Sahte Kül Kedisi Bal Kabağını Yolda Yer FİLİZ KORKMAZ’ın anısına İslami Bireylere Günahkar Diyarbakır Hay Way Zaman / Dersim'in Kayıp Kızları Asasız Musa / Musayê Bê Asa Hayastan Aynı Yıldızın Altında Sen Aydınlatırsın Geceyi Bir Dersim Hikayesi Günahın Dokunuşu / A Touch Of Sin Fare sen aslında... Pieta / Acı – Aziz Yağan
x