İç Yapısal Sorunlar, “Tarihin Tekerrürü” ve İstenmeyen Sonuçlar
Kürtler bölge devletlerince bölüşülmüş bir fiziki ve psikolojik yapıya sahip, bu aşılmadıkça sorunların çözülmesi şimdilik askıda denilebilir.
İrfan Burulday
10.11.2017 | 18:41
Makaleyi Paylaş

Kürdistan’da ulusal merkezi bir devlet kurulamamıştır. Kürdler kısa belirli aralıklarla kurulup yıkılan kısa ömürlü yönetimlere ve şehir devletçiklerine bölünmüştür. Bu küçük devletçiklerin kurulup yıkılmasında Kürdistan’ı istila eden yabancı güçler gibi Osmanlı ve Safevi ordularının etkisi de büyük olmuştur. Bu küçük şehir devletçiklerin yöneticileri çıkarlarını arttırmak, güçlerini genişletmek ya da yakınlarına güç ve iktidar sağlamak için yabancı, istilacı ordulardan yardım istemekten geri durmadılar. 

Kürdlerin içinde yaşadığı siyasi ortamı ve gelişen olayları bilmekte yarar var. Küçük devletçiklerin hiç birinin düzenli orduları yoktur. Savunma ve savaşlar yeteri düzeyde bir ordu düzenine sahip değildi. Kötü savaşan fakat iyi ihanet eden, en çok parayı verene kendini rahatça pazarlayan kimselerin sayısı oldukça fazlaydı. Kürdistan bu dönemde karışıklıkların, iç mücadeleler ve savaşların, cinayetlerin ve hatta ihanetlerin ülkesidir. Ama aynı zamanda Orta Doğu’nun önemli kültür merkezlerine sahiptir. Buna rağmen toplumsal, siyasal mücadeleler ve çalkantılar eksik olmamaktadır. Bununla birlikte halk da aşağı yukarı tabakalar şeklinde bölünmüştür. Bazı mücadeleleri kazanan taraf da kısa bir dönem sonra kendi içinde bölünmektedir. Bu bölünmelerin her biri de cinayetleri, sürgünleri, ailelerin yok edilmesini, ihanetleri peşinden getirmektedir.

Zaman zaman ulusal birliğin güçlü bir lider çerçevesinde sağlanabileceğine dair görüşler ileri sürülmüş olsa da bu konuda sağlam adımlar atılamamıştır. Zira “ şans yetenekli kişilere bir fırsat yaratır ve yeteneklerini ortaya koyma olanağını sağlar, ancak yetenek olmazsa fırsat boşa gider” düsturuna maruz kalınmış bir durum sözkonusu. Fırsat yakalamış yöneticiler bu durumu görüp, değerlendirip ve yararlanarak ülkelerini başarıya ulaştırmaya çalışsa da başarılı olamamıştır. Bunun başlıca nedeni karşılaştıkları ve aşılması gereken güçlük, yönetimlerini ve güvenliklerini sağlamak için kurmak zorunda oldukları merkezi devlet ve ulusal ordu konusunda gereken ehemmiyetin gözardı edilmesidir. Çünkü yeni bir düzen kurmak, yeni kurumlar ve kurallar koymak kadar ileri düzeyde bir siyasi yönetim anlayışından uzak kaldılar. Reformların yapılmasında ısrar eden ve gerek merkezi bir ulus devlet ve gerekse de bu devleti ayakta tutan ulusal düşünce üreten ileri görüşlü siyasiler de bir şekilde elimine edilmiştir. 

Başka bir sorun da, yeni olanı kuranın gücünü kendinden mi aldığı, yoksa başkasına mı borçlu olduğu sorunudur. Son dönemlerde Güney’de yaşanan kriz ve nedenlerini de bu bağlamda tartışmak gerekir. Kuşkusuz yeni bir siyasal sistemi elde tutmak için maharet gerekir. Bu durumda emin ve etkili çözüm olası karışıklıkları anında bastırma olanağının elde edilmesidir. Olası iç savaş da böylelikle engellenmiş olur. Siyasal bir yönetimi etkin kılan yegane güç egemenlik anlayışıdır, zira “egemenlik, mutlak ve sürekli bir güçtür” bu gücün bölünmesi durumunda çift başlı bir siyasal yönetim ve askeri bir güç ortaya çıkar ve siyasal birlik, kollektif savunma gücü boşa çıkarılmış olur. Egemenliğin parlamento gibi bir siyasi kurumun elinden alınması durumunda iç savaş ve kaos kaçınılmaz olur. İç ve dış siyaseti sözkonusu devlet egemenliği çerçevesinde konumlandırmak zarûri ve hatta zorunludur. 

Kurulmuş bir siyasal yönetimi güçlendirmenin birkaç yolu var. Bunların en başında üretimi artırmak, gelişmekte olan sanayiyi korumak, geliştirmek ve toplumsal düzeyde eşit oranda paylaşmak… Bunun içinde sözkonusu iktidar önemli görevler üstlenecektir. Bölgenin doğal zenginliklerden yararlanılmasını sağlayan tüm faaliyetlerin geliştirilmesi; tarım ve sanayi ekonomisine geçişini sağlamak, sanayileşmeyi sağlamak, ulusal sanayinin ihtiyacı olan sermayenin temini gibi çalışmalar yapmak ve özellikle de feodal ekonomik ve siyasi kalıntılara son vermektir. Şayet bir toplumda haklıyı haksızı ayırt edecek; güçsüzü koruyacak, suçluyu cezalandıracak, adaleti, düzeni sağlayacak bir siyasal otorite yoksa yukarıda bahsedilenlerin hiçbiri gerçekleşmeyecek.

Merkezi güçlü bir ulusal devletin olmazsa olmazlarından biri de “insanlar arasında barışın sağlanabilmesi; toplumda düzenin ve güvenliğin kurulabilmesi için, siyasal siyasal sözleşme yapılırken, kişilerin, toplumda siyasal gücü kullanacak kişiye ya da kişilere (modern dönemde bunun karşılığı parlamentodur)bir takım yetkileri tanımları gerekir. Bunun içinde insanların bazı hak ve özgürlüklerinden siyasal güç (parlamento-merkezi hükümet) lehine vazgeçmeleri zorunludur.” Bu konuda Hobbes şöyle söyler: İnsanlar, siyasal sözleşme ile sahip oldukları tüm hak ve özgürlüklerinden, siyasal gücü kullanacak bir meclis lehine vazgeçebilirler. Böylece otoriter bir sistem kurulmuş olur. Liberalizm’in kurucusu Lock’un devlet anlayışında ise insanlar sadece bazı haklarından vazgeçebilirler. 

Hikâyemiz oldukça karışık. Kürdler genellikle ulus toplum olarak adlandırılmayı sevmezler! Bu konuda post-devrimci solcular ve İslamcı kanattan birçok kimse aynı görüşü paylaşır. Bu yaklaşım tarzı bizi, Kürt ulusal sorununa ilişkin tarihyazımında saklı olan daha derin bir soruna götürür; toprak ve ulusa dayalı ilerici ve özgürleştirici modern siyasal bir düşünce kökenine sahip olmadığımız… 

Öte yandan siyasal gelişmişliğe yönelirken bu defa ekonomik ve savunma gibi alanlarda iyileştirici adımların atılmadığı görülür. Arendt, onsekizinci yüzyılda özgürlük savunusunun mülkiyet savunusuyla eşanlamlı olduğunu yazdı. Marx’a göre, İngiliz ve Fransız devrimleri sadece siyasal değil, aynı zamanda burjuvaziyi iktidara getiren toplumsal ve ekonomik devrimlerdi. Burada Marx, özgürlüğün, ekonomik ve toplumsal ilişkilerin daha da ileri yönde bir dönüşümü olmaksızın gerçekleşmeyeceği sonucunu çıkarmıştı. Kabul edelim ki bir ulusun bağımsızlık sürecini hızlandıran en önemli unsurlardan biri de ekonomik gelişimin yanı sıra ulusun bireylerinden oluşan savunma gücüdür. Kürt siyasal hareketleri bir aşamadan sonrakine sevkeden unsurların incelenmesi, bu unsurların tamamını kapsayan genel bir toplumsal süreç modeli oluşturmanın güçlüğü konusunda hiç kuşku yok.

Kürd politik akıl, doksanlı yılları sıklıkla daha genel düşünceler (ekonomik, siyasi ve kültürel) açısından ikinci bir başlangıç noktası olarak ele alır. Bunun, en önemli olmasa bile, en simgesel sonucu ABD’nin Irak’a müdahalesiydi. Önceki gelişmelere kıyaslandığında Kürtlerin kararlı bir rol oynaması olgusunun öne çıkması sevindirici olmuştur. İç karışıklıkların giderilmesi, ulusal parlamentonun kurulması, ekonomik yatırımlar ve askeri güçlerin bir çatı altında toparlanarak ulusal bir savunma gücü oluşturulması öncelikli yapılması zorunlu hale getirildi. Uzun sürece yayılan Kürd ulusal mücadelesi başka zaman ve mekânlarda uygulanabilecek bir ulusal modeli konumlandırma, inşa etme konusunda cesaretlendirildi. Irak rejimi tarafından dışlanan birçok Kürt yeni bu sürece çabucak adapte oldu ve onunla bütünleşti. Bununla birlikte istikrarlı ama gevşek siyasi, sosyal ve kültürel birçok reform gerçekleştirildi ve Kürdler geçmişe nazaran önü açık imkânlar oluşturabildi. Bundan sonraki adım evrensel ölçüde uygulanabilecek bir modelin ayrıntılandırılmasını olanaklı kılmaktı. Bu da toplumsal iradeyi önemli kılan referandumun gerçekleşmesiydi. Kuşkusuz Kürdler Ortadoğu’da çoğulcu ve eşitlikçi bir siyasal yönetim düzeni konusunda önemli yeniliklere adım adım attı. Anayasal güvence altına alınan hak ve özgürlükler Kürd siyasal anlayışını diğer toplumlardan ayrıştıran en önemli özelliktir. Anadilde eğitim, parlamentoda temsiliyet ve gerek dini ve gerekse de etnik düzeyde bir düzine uygulamalara geçildi. 

Elbette uluslararası ve bölgesel baskılar; Kürdlerin bir türlü çözülemeyen iç yapısal sorunları, hatta iç savaşa yönelik işaretler Kürdistan’da istenmeyen sonuçlar doğurdu. Bunun en önemli sonucu ise güç parametrelerinin merkezi olan ulusal savunma gücünün siyasi partilerce paylaşımı ve bütçelerinin bu partilerce karşılanıyor olmasıdır. Zira güç formülündeki sabit ve değişken unsurlar birbirlerini toplam olarak etkilerler. Yani tarihi, coğrafi, demografik ve kültürel unsurlar gibi güç formülünü oluşturan ulusal güç ve savunmada olası kırılma da kriz üretir. Stratejik, zihniyet ya da stratejik planlama sivil ve bürokratik siyasal irade ile koordineli olmak zorundadır. Stratejik planlama ile siyasi irade arasındaki kopukluk dominant bir gücün ortaya çıkmasını zorlaştırır. Gevşek, zayıf bir siyasi irade, gecikmiş askeri ve ekonomik reformlar; çiftbaşlı bir iktidar modeli gibi nedenler krizi daha da derinleştirdi ve istenilmeyen sonuçlar oluştu. Elbette bu sonucu sadece Kürtlerin içinde bulunduğu yapısal sorunlara indirgemek yanlış olur. Uluslararası gelişmeler, küresel güçlerin enerji stratejileri ve daha onlarca nedene bağlanabilir. 

Konuyu daha da somutlaştırmaya çalışırsak; kurumsal ve yapısal arkaplan yetersizliği de denilebilir. Bu gibi sorunların ciddi bir kurumsal boşluktan kaynaklandığını söylemek mümkün. Kurumsal sorunların görmezden gelindiği ve çözülmesi konusunda sürekli ıskalandığı bir durumun sözkonusu olduğu öteden beri biliniyordu. Siyasi ve bürokratik sorumluluk gereği özellikle de bu konu görmezlikten gelinmişti. Bağımsız siyasilerin yaptığı eleştiriler ve ileri sürülen alternatifler dikkate alınmadı. Tekdüzeleşmiş ve resmileşmiş stratejik analizler maalesef kısır bir dengeye dönüştü.

Üzülerek söylemek gerekirse; Kürtler bölge devletlerince bölüşülmüş bir fiziki ve psikolojik yapıya sahip, bu aşılmadıkça sorunların çözülmesi şimdilik askıda denilebilir.

Bu makale toplam: 4495 kişi tarafından görüldü.
Son Güncellenme:00:14:13
Etiketler: İrfan Burulday, Ulus Toplum, Kurdistan Bölgesi
Bu gönderiye hiç yorum yapılmamış! İlk yorum yapan kişi olmak ister misin?
Nerina Azad
İrfan Burulday
Yazarın Önceki Yazıları
Devlet ve Ulus-Toplum Olarak Kürdler Politik Kriz ve Özyönetim Praksisi Yeni Ortadoğu’da Varolmak Statü Arayışında Siyasal Modeller ve Tıkanıklığın Derinleşmesi (I) Kürd Siyaseti Üzerine: İdealistler ve Realistler - 1 Bağımsızlık Teorisine Dönüş Ulusal Mücadele Kavşağında Yeni Lozan ve Geleceğimiz İçimizdeki Osmanlı ve İçselleştirdiğimiz “Türkiyelileşme” Türkiyelileşme ve Kürdistan’da Ulusal Siyasetin Tasfiyesi Kısa-Orta-Uzun Vadede AZADİ Hareketi ve Kürdistan’ın Geleceği –III Kürdistan’da Politik Birlik ve Çoğulcu İradenin Teşekkülü Siyaset Dışı Pirimitif Unsurlar ve Kürd Siyasetinin Geleceği Kısa-Orta-Uzun Vadede AZADİ Hareketi ve Kürdistan’ın Geleceği –II Kürdistan’da Siyasetin Türbülansı Ulusal Mücadelede Kavramlar, Hukuk ve Çelişkiler “Çözüm Süreci” ve Kürdistan Realitesinin Depolitizasyonu IŞİD İle Savaş Kürdleri Bağımsızlığa Taşıyacak mı? Kısa- Orta - Uzun Vadede AZADİ Hareketi ve Kürdistan’ın Geleceği -1 Vesayetçi Zihniyetin Kürd Siyasetine Etkileri Azadi: İnsiyatiften Harekete AZADİ Siyasallaşmaya Hazırlanıyor! Statükocu Seküler Siyasetin Açmazı ve AZADİ Hareketi Varlık Nedenimiz, Yeni Kuşaklar ve Siyasi Amacımız Gelmekte Olan Ulusal Birlik ve Kürd Siyasal Aklın Çıkmazları Çarmıhtan Bağımsızlığa Kürdler Savrulma mı, Demokratikleşme mi? Kürd Aydını Üzerine Türk Politik Kültürde Kürdler Teb’a mıdır, Ulus-Toplum mudur? Bir Siyasal Prototip Olarak “Türkiyelileşme” Türkiye'de Sendikalist Örgütlenmenin Çirkin Yüzü Kavramlar Neyi Temsil Eder? Demogojinin İflası ve Politik Aklın Bunalımı Kürd Siyasetinin Açmazları Mitleşen “Türkiyelileşme” ve Araçsallaşan Kürdistan Türk Demokrasisinde Kökkazıcılık Dindar Kürdlerde Dini, Demokratik ve Kürdistani Söylem (IV) Devletsizlik; Toplumsal, Ekonomik ve Politik Bir Kriz Hâlidir ( III ) Devletsizlik; Toplumsal, Ekonomik ve Politik Bir Kriz Hâlidir ( II ) Devletsizlik; Toplumsal, Ekonomik ve Politik Bir Kriz Hâlidir (I Jeopolitik Dalgalanma ve Kürt Siyaseti Millileşmek İçin Devleti Savunmak Ulusal Birlik, Ortak Tutum ve Kürt Siyasal Aklı Bölünmüş Benlik ve Tarih Bilinci Arasında Kürdlük
x